facebooktwitterpinterest

Küçüksu Kasrı adresi, iletişim bilgileri

Küçüksu Kasrı
Adres: Göksu Mahallesi, Küçüksu Cd., 34815 Beykoz/İstanbul, Türkiye
Telefon: (0216) 332 33 03


Çalışma Saatleri

Pazartesi: Kapalı
Salı: 09:00–17:00
Çarşamba: 09:00–17:00
Perşembe: Kapalı
Cuma: 09:00–17:00
Cumartesi: 09:00–17:00
Pazar: 09:00–17:00


ilgili aramalar: Küçüksu Kasrı Sosyal Tesisleri, Küçüksu Kasrı Kahvaltı, Küçüksu Kasrı Restaurant, Küçüksu Kasrı Parkı, Küçüksu Kasrı Düğün, Küçüksu Kasrı düğün fiyatları 2023, Küçüksu Kasrı açık mi, Küçüksu Kasrı Kahvaltı Fiyatları 2023
Küçüksu Kasrı'nın yakınındaki benzeri yerler
Çağlar Boyu Aydınlatma Isıtma Koleksiyonları Müzesi Çağlar Boyu Aydınlatma Isıtma Koleksiyonları... 6 km Amerika'dan buraya kadar geldim ve kapalı buldum. Içi çok kirli görünüyordu.Ziyaret z...
Yorumlar
Küçüksu Kasrı, Beykoz ilçesinde bulunan tarihi bir mekan. Boğaziçi’nde, Küçüksu ile Göksu Derelerinin arasındaki alanda bulunan Küçüksu Kasrı’nın bulunduğu yörenin yerleşim tarihi Bizans dönemine dek inmektedir. Osmanlı döneminde padişahın has bahçelerinden biri olan Küçüksu ve çevresini, Sultan IV. Murad’ın (1623-1640) çok sevdiği ve buraya “Gümüş Selvi” adını verdiği bilinmektedir. 17. yüzyıldan başlayarak çeşitli kaynaklarda “Bağçe-i Göksu” adıyla geçen yörede, özellikle 18. yüzyıldan başlayarak yoğun bir yapılaşma izlenmektedir. Sultan I. Mahmud (1730-1754) döneminde Divitdâr Emin Mehmed Paşa, padişah için bu Hasbahçe’nin deniz kıyısına iki katlı ahşap bir saray yaptırmış, bu yapı Sultan III. Selim (1789-1807) ve Sultan II. Mahmud (1808-1839) dönemlerinde de onarılarak kullanılmıştır. Sultan Abdülmecid (1839-1861) dönemi, özellikle saray ve kasır mimarlığında Batılı biçimlerin tercih edildiği yıllardır. Sultan Abdülmecid, Dolmabahçe ve Ihlamur yapılarında olduğu gibi Küçüksu Kasrı’nın bulunduğu alanda da eski ve ahşap yapıyı yıktırarak, yerine bugünkü kasrı yaptırmıştır. 1857 yılında yapımı tamamlanan Küçüksu Kasrı, 15 x 27 m. bir alan üzerine yığma tekniğiyle ve kâgir olarak yapılmıştır. Bodrumuyla birlikte üç katlı olan kasrın bodrum katı; kiler, mutfak ve hizmetkârlara ayrılmış, diğer katlarsa bir orta mekâna açılan dört oda biçiminde düzenlenmiştir. Bu özelliğiyle geleneksel Türk Evi plan tipini yansıtan yapı, genellikle dinlenme ve av amaçlı olarak kullanılan bir “biniş kasrı” niteliğindedir. Devlete ait diğer saray yapılarının tersine yüksek duvarlarla değil, dört yönde kapısı olan ve döküm tekniğiyle yapılmış zarif demir parmaklıklarla çevrilidir. Sultan Abdülaziz (1861-1876) döneminde cephe süslemeleri elden geçirilerek zenginleştirilmiştir. Kabartmalarla süslü ve hareketli deniz cephesinde, bu cepheye yaslanmış şadırvanlı küçük havuzunda ve merdivenlerinde Batılı süsleme motifleri kullanılmıştır. Oda ve salonlar değerli sanat eserleriyle döşenmiş, Avrupa’dan sipariş edilen mobilyalara yer verilmiştir. Alçı kabartma ve kalemişi süslemeli tavanları, bir şömine müzesini andıran birbirinden farklı renk ve biçimde İtalyan mermerleriyle yapılmış şömineleri, her bir odada ayrı süslemeli ve ince işçilikli parkeleri, Avrupa üsluplarındaki mobilyaları, halı ve tablolarıyla zengin bir sanat müzesi niteliğindeki Küçüksu Kasrı’nın, Cumhuriyet döneminde bir süre devlet konukevi olarak kullanılmış olduğu bilinmektedir. 1992 yılında başlatılan kapsamlı bir restorasyon projesiyle Küçüksu Kasrı’nın denize kayması engellenerek, 1996 yılında yeniden müze-saray olarak ziyarete açılmıştır. Kasrın hemen yanı başındaki iskele, çeşme meydanı ve özgün bahçenin geçmişte olduğu gibi halkın eğlenip dinlenebildiği bir mesire kimliğine kavuşturulması amacıyla çeşme civarında ziyaretçilere kafeterya hizmetleri verilmekte, genişletilen rıhtım ulusal ya da uluslararası nitelikteki resepsiyonlara tahsis edilebilmektedir.
9 yıl önce (26-01-2018)
Boğaziçi’nde, Küçüksu ile Göksu Derelerinin arasındaki alanda bulunan Küçüksu Kasrı’nın bulunduğu yörenin yerleşim tarihi Bizans dönemine dek inmektedir. Osmanlı döneminde padişahın has bahçelerinden biri olan Küçüksu ve çevresini, Sultan IV. Murad’ın (1623-1640) çok sevdiği ve buraya “Gümüş Selvi” adını verdiği bilinmektedir. 17. yüzyıldan başlayarak çeşitli kaynaklarda “Bağçe-i Göksu” adıyla geçen yörede, özellikle 18. yüzyıldan başlayarak yoğun bir yapılaşma izlenmektedir. Sultan I. Mahmud (1730-1754) döneminde Divitdâr Emin Mehmed Paşa, padişah için bu Hasbahçe’nin deniz kıyısına iki katlı ahşap bir saray yaptırmış, bu yapı Sultan III. Selim (1789-1807) ve Sultan II. Mahmud (1808-1839) dönemlerinde de onarılarak kullanılmıştır. Sultan Abdülmecid (1839-1861) dönemi, özellikle saray ve kasır mimarlığında Batılı biçimlerin tercih edildiği yıllardır. Sultan Abdülmecid, Dolmabahçe ve Ihlamur yapılarında olduğu gibi Küçüksu Kasrı’nın bulunduğu alanda da eski ve ahşap yapıyı yıktırarak, yerine bugünkü kasrı yaptırmıştır. 1857 yılında yapımı tamamlanan Küçüksu Kasrı, 15 x 27 m. bir alan üzerine yığma tekniğiyle ve kâgir olarak yapılmıştır. Bodrumuyla birlikte üç katlı olan kasrın bodrum katı; kiler, mutfak ve hizmetkârlara ayrılmış, diğer katlarsa bir orta mekâna açılan dört oda biçiminde düzenlenmiştir. Bu özelliğiyle geleneksel Türk Evi plan tipini yansıtan yapı, genellikle dinlenme ve av amaçlı olarak kullanılan bir “biniş kasrı” niteliğindedir. Devlete ait diğer saray yapılarının tersine yüksek duvarlarla değil, dört yönde kapısı olan ve döküm tekniğiyle yapılmış zarif demir parmaklıklarla çevrilidir. Sultan Abdülaziz (1861-1876) döneminde cephe süslemeleri elden geçirilerek zenginleştirilmiştir. Kabartmalarla süslü ve hareketli deniz cephesinde, bu cepheye yaslanmış şadırvanlı küçük havuzunda ve merdivenlerinde Batılı süsleme motifleri kullanılmıştır. Oda ve salonlar değerli sanat eserleriyle döşenmiş, Avrupa’dan sipariş edilen mobilyalara yer verilmiştir. Alçı kabartma ve kalemişi süslemeli tavanları, bir şömine müzesini andıran birbirinden farklı renk ve biçimde İtalyan mermerleriyle yapılmış şömineleri, her bir odada ayrı süslemeli ve ince işçilikli parkeleri, Avrupa üsluplarındaki mobilyaları, halı ve tablolarıyla zengin bir sanat müzesi niteliğindeki Küçüksu Kasrı’nın, Cumhuriyet döneminde bir süre devlet konukevi olarak kullanılmış olduğu bilinmektedir. 1992 yılında başlatılan kapsamlı bir restorasyon projesiyle Küçüksu Kasrı’nın denize kayması engellenerek, 1996 yılında yeniden müze-saray olarak ziyarete açılmıştır. Kasrın hemen yanı başındaki iskele, çeşme meydanı ve özgün bahçenin geçmişte olduğu gibi halkın eğlenip dinlenebildiği bir mesire kimliğine kavuşturulması amacıyla çeşme civarında ziyaretçilere kafeterya hizmetleri verilmekte, genişletilen rıhtım ulusal ya da uluslararası nitelikteki resepsiyonlara tahsis edilebilmektedir.
9 yıl önce (26-11-2017)
Anadolu hisarından Göksu ya doğru ilerlerken sahildeki o muntazam yer.Göksu dan Evliya Çelebi "bir ab-ı hayat nehirdir" diye bahseder.Ve tasvirini şu şekilde devam ettirir "üzerinde kayıklarla dolaşılan, etrafı gül bahçeleri, küçük köşkler ve hazineye ait değirmenlerle çevrili sakin bir yer.İşte burada küçüksu kasrı Sultan Abdülmecid zamanında Yeni Küçüksu Kasrı olarak yenilenir.Bodrum katla birlikte 3 kat olan bir yerdir.Giriş ücreti tam 5 tl öğrenci 2.5 tl dir.Ayrıca rehber tayin edilir.Gerçi benim gurubumun rehberi pek de iyi değildi ama olsun ben verilen broşürlerden gerekli bilgileri öğrendim.Kasrın içindeki kabartmalara özellikle bulunduğu konumdan ötürü heralde çiçek gül kabartmaları yapılmış.Bahçesine çıktığımızda denizden gelen esinti ve tarihi yapının görkemiyle sizi alıp başka diyarlara götürüyor:)
9 yıl önce (30-01-2018)
Anadolu yakasının boğaz kenarında Beylerbeyi Sarayı'ndan sonraki diğer yazlık sarayı. Müze olarak gezilebiliyor. Yapının hem tasarımı, iç ve dış süslemeleri, hem içindeki tüm mobilya, halı, avize vb. eşyalar çok şık ve çok özenli. Rehberli gezi 5 TL. Önündeki cafede Boğaz kenarında oturup bişeyler yiyip içilebiliyor.
9 yıl önce (22-02-2018)
Saray gayet guzel fakat rehber amca muthis huysuz ses kaydi bitmeden odadan alelacele bizi cikardi yani hic bişey anlayamadik devletin bu gorevliler hakkinda birseyler yapmasi gerek tarihimizi öğrenmeye geliyoruz resmen bi kovulmadigimiz kaldi👎
9 yıl önce (27-02-2018)
Bu İçeriğe Yorum Yap