
Dünya arkeoloji tarihinin kaderi Karkamış’la değişecek
Karkamış Antik Kenti’ni Gaziantep Üniversitesi, İstanbul Üniversitesi ile dünyanın en eski üniversitesi olan Bologna (İtalya) Üniversitesi birlikte kazacaklar. Ekip başkanlığını Bologna Üniversitesi’nden Prof. Dr. Nicolo Marchetti yapacak.
Karkamış’ı tüm dünya arkeologlarının kazma hayali olduğu vurgulanırken, Japon Prensi’nin himayesinde Sachiro Omura’nın da
Antik bulgular kadar destanlar da önemli
Karkamış adının Gılgamış destanının kahramanı Gılgamış’tan geldiği, Karkamış, Gılgamış benzemesinin bu iddiayı desteklediği vurgulanırken, “İnsanlığın dünya üzerinde süregelen yaşam serüveninde, tarihin bilinen en eski dönemine ait sosyal ilişkileri, yaşam biçimleri ve yaşama ilişkin bilgileri taşıyan bütün veriler, günümüz dünyası için büyük önem taşımaktadır. Bu serüvenin nasıl geçtiğinin ipuçlarını veren önemli veriler arasında antik bulgular kadar, destanların da büyük önemi vardır. İnsanlığın bilinen ilk destanı, ölümsüzlüğü arayan Kral Gılgamış ve onun dostu Endiku’nun tanrılar ve insanlar ile aralarında geçenlerin anlatıldığı destandır” denildi.
Gılgamış Fırat kenarında dolaşmış
Değişik kaynaklara göre, Gılgamış bütün ülkeleri dolaşmıştır ve neredeyse Mezopotamya’da gezmediği yer kalmamıştır. Üçte biri tanrı, üçte ikisi insan olan Gılgamış’ın, yakın arkadaşı Endiku’nun ölümünden sonra ölümsüzlüğün çaresini aramaya çalıştığı, korku, telaş ve kederli olarak Fırat Vadisi’nde dolaştığı belirtilirken. Karkamış’ın da Gılgamış’ın geldiği yerlerden biri olduğu ve kente Gılgamış’ın adının verildiği düşünülmektedir. Karkamış ilkçağ tarihi boyunca, Mezopotamya-Anadolu ve kuzey Suriye memleketleri arasındaki kervan yollarının kavşak noktasında bulunmasından ötürü, bir çok uygarlıklara mekan olmuş bir kenttir.
Karkamış kenti adına ilk defa
Mari Belgeleri’nde rastlandı
Gülden Özdemir’in yüksek lisans tezinden alınan bilgiye göre, Karkamış Krallıkları ile ilgili elde edilen belgelerden kentin tarihi hakkında bilgi edinildiği vurgulanırken, “Çivi yazılı belgelerde, Karkamış kenti adına ilk defa Mari Belgeleri’nde rastlanmıştır. Bu belgelerden, Hammurabi döneminde (İ.Ö. 1792- 1750), kentin Fırat Nehri kenarında yer alan ve yaklaşık olarak 25.000 adet çivi yazılı tablet arşivi olan Mari’ye bağlı bir kent olduğu anlaşılmaktadır. Yine bu verilere göre İ.Ö. 1750 tarihinde, Karkamış’ta Ablahanda adlı bir kralın hokum sürdüğü ortaya çıkmaktadır. Karkamış M.Ö. 1370 – 1335 yılları arasında Büyük Suriye Seferi dönüşü Hititler tarafından ele geçirilmiştir. Kent, M.Ö. 1750-1190 yılları arasında birçok Hitit ülkesi içerisinde hiç ödün vermeden niteliğini koruyan ve Hititlerin siyasi merkezi olma ününü muhafazakar bir tutumla hak eden tek kent olmuştur. Hitit devletinin Eski Krallık döneminde (İ.Ö.1660-1460), İ.Ö. 1650'li yıllarda, Hitit kralı 1.Hattuşili (İ.Ö.1660-1630), Karkamış ve çevresindeki kentleri alarak kuzey Suriye yolunun güvenliğini sağlamıştır. Hitit kralı1. Murşili (İ.Ö. 1630-1600) Babil'e giderken Karkamış'ı da zaptetmiştir. Daha sonra Mitannilerin (İ.Ö.1460-1340) egemenliği altına giren kent, Hitit kralı 1. Şuppiluliuma döneminde (İ.Ö.1380-1345) yeniden Hititlere bağlanmıştır.
Kentte Yapılan Kazı Çalışmaları
Hitit döneminde şaraplarıyla meşhur olan Karkamış kentinin kalıntılarını ilk
kez 1699 yılında, bir İngiliz şirketinin Halep temsilcisi olan H. Maundrell fark
etti. İlk kazı çalışması ise 1878–1881 yılları arasında Büyük Britanya’nın
Halep’teki İngiliz Konsolosu A. Drummond tarafından gerçekleştirildi. Drummond buradaki çalışması sırasında kentin planını çizmiş, kazı çalışmaları sonucu çıkarılan pek çok taş kabartmayı da The British Museum’a
göndermiştir.
1911 yılında kazıları, The British Museum adına İngiliz arkeolog David
Hogarth tekrar başlattı. Hogarth’a sonraları Oxford mezunu arkeolog T.E.
Lawrence katıldı. Sonraları The British Museum bu bölgede on yıl sürecek
büyük bir kazı çalışması planlamıştır ve kazı çalışmaları Sir Leonard Wooley ile T.E.
Lawrence’a devretti. Çalışmaların uzun sürmesinin
planlanmasından dolayı kazı alanında kerpiç bir bina inşa edilmiş, Bağdat Demiryolu
inşası sırasında çıkartılan bir Roma taban mozaiği bu kazı evinin misafir odasına
yerleştirildi.
O tarihlerde yürürlükte olan Osmanlı Eski Eser Kanunu gereği Sir L. Wooley
araştırma alanında çıkan eserlerinden hiçbirini The British Museum’a götürmediği,
civardaki mezarlıkları talan eden köylülerin geceleri gizlice getirdikleri ganimetleri
satın aldığı saptandı. 1914 yılı baharında I.Dünya Savaşı tehdidi nedeniyle
kazılar durdurulduğunda Sir L. Wooley’in ülkeden çıkarması gereken 64 adet
sandığa sahip olması bu savı destekler niteliktedir. Wooley’in sandıkları Halep’e
kadar ulaştırmasıyla birlikte sandıklar İngiliz Konsolosluğu’nun sorumluluğuna
geçmiştir. Kazı sonuçları, The British Museum'un yayımladığı
Carchemish adlı üç ciltlik yapıtla arkeoloji dünyasına duyurulmuştur.
1919 yılında Sir L. Wooley son defa kazı yapmak üzere Karkamış’a gelmiştir.
Bu sırada ülkede Kurtuluş Savaşı vardır ve kent Fransız karargahı olmuştur. Kazı
evinde bulunan tüm notlar, kayıtlar, çanak ve çömlekler tahrip edilmiştir. Fransızlara
karşı savaşan Türkler, Araplar ve Kürtler nehrin diğer tarafında bulunmaktadır ve Sir
L. Wooley Karkamış etrafındaki dört mil içerisinde çatışmaları yasaklamış ve bu
kurala uyulmasını sağlamıştır. Savaş sonunda Fransızlar geri püskürtülmüş ve kent
yeniden Türklere geçmiştir.
Karkamış kenti, coğrafi konumu gereği, yüksekten Fırat Nehri’ni kontrol
etme ve gözetleme imkanı sağlamasından ötürü Hititler ve Romalılar’dan sonra
Türklerinde askeri alanı olmuştur ve böylece arkeologların kazı yapma olanağı
güvenlik kontrolüne alınmıştır.